Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ŞEREFLİ BEN

"ŞEREFLİ BEN"

Kim o densiz, kim ölmekten bahseden?
Sözleriniz çok ağır efendim, lütfen susun!
O itilmiş biz olamayız, bir nedenden dünyadan göçen.
Şerefli varlıklarız biz, yarattığı onun.
Ama bekle! Ya yaşlılığım! Dirhem dirhem soyulan narin etim,
Günden güne sönüyor gözümün feri.
Hep bir yanımdan akıyor övgüye doyamadığım gençliğim.
Evet, öyleyiz değil mi efendim? Ne bir melek, ne de bir peri.
Günü gelince kurtlar tarafından kemirilen,
İşe yaramaz, tiksinç, güzelliği artık dakika dakika soyulan bir beden
Gömerek ret ettiği insanlığın,
Ruhsuz, kokuşmuş bir et parçası ışıldatmadığı güneşin ve ayın.
Yaşıyor muyum peki şu an? Bu da ne böyle?
Bir tiksinçlik, bir koku var şimdi bende.
Koklama sağımı solumu geri dur,
Bu leş hiçte değil bedenimde.
Bir kalleşlik hali,
Bir kibirlilik,
Bir gaflet, kokusu leşten hallice!
Ölü daha iyi yaşayandan arınmış ise bu hislerinden kupkuru halinde bile.
Eğer dediğim müşkülpesent hal üzerimizde ise,
Kavgacı, düzenbaz, içten paz…

Kaos

Bir geceleyin geliverdi. Aslında elinde ekmek yoktu! Umurunda değildi karnımı doyurmak, gözünden düşen bir aç değil, sevgiydi. Aslına bakarsan karnım toktu! Hayallerimin kişisinden duyulmayan sözcükler, kulaklarımı tırmalıyordu. Bir güzellik karşımdaydı ve artık dokunulmuyordu! Dokunulmayan bir sevgi neye yarardı? Öyle deme! Aslında o daha sevgiliydi şu an. Dokunmanın alışkanlığı ve kolay elde edilebilirliği uzaklaştığında kalpten, bir his hasıl oluyormuş imkansızlıktan doğan. Tıpkı uçmak gibi bir şey... Kanatlandığında sen, süzülsen gökyüzüne, yükseğe ve yükseğe, uzaklaşırdın mülkünden. Ve yer özlemi duyardın. Toprağı koklamak isterdin. Hatta gidebilsen yıldızlara, o mülkün aşkıyla çatlardın da dayanamazdın bir dakika. Basma özlemi uçmaktan, uçma isteği basmaktan yüceliyordu.
Tüm heybeti ile kalbimi eziyordu adımlarken! Her adım sonsuzlukta devam eden tokat, o hınçlı bakış yarası kanayan yarasız adam. Bir ordu hücum ediyor boğazıma, hedefi kalp olan. bir şey takılıyor orda bir histen…

"Kartiezin" Kısa Hikayeler

Resim
Selamlar,
7 Eylül tarihli çekilişi 5 Eylül'de yaparak bu işlerde ne kadar şaşkın ve deneyimsiz olduğumu kanıtlamış oldum! Öte yandan sizde bilirsiniz ki; yazmak işin yarısıdır, okutmak ise diğer yarısı. Yazdıklarınızı okutamadıktan sonra bence yazmanın bir değeri yoktur. Bazı marjinal kişilikler benim bu söylemimi oldukça basit bulurlar. Geçenlerde bir davette marjinal diyebileceğim yazar kişilik, benim bu sözümü oldukça yavan bulup beni eleştirmişti. Onun için sadece kendi yazılarından kendisinin tatmin olması yeterliydi ve beni popülist düşünceler içinde olduğum için suçluyordu.
Ona ne kadar yazı biriktirdiğini sorduğumda ise aldığım cevap bir yazar kişi için intihar niteliğindeydi? "Beş senedir tek kelime yazmadım." Tabii ki yazmassın, çünkü eleştirilerle beslenmemişsin" dedim bende ona. Yine de beni haksız bulmaya devam etti dostlar.
İşin özü, blog şu an daha kalabalık ve bende daha sosyalim ve yazı maratonuna yeniden başlıyorum. Bugün size pekde geçmişe dayanma…

"YARIM YÜZLÜ ADAM" KİTABIN ARKA KAPAĞINDAN

ÖMER: Bir zavallı değil mi bu adam? Ne hüzün... Ey acıyarak bakan! Bu aşırı kırılgan duygusallık halinde ne dertler var biliyor musun? Kahroluyorsun işte sevgi ile bile baksa anan baban! En uzaktan geçen laf dolanıyor sanki sırtından sinsi bir yırtıcı gibi ve vuruyor ok arkandan. Çıldıracağım! Bu duvarlar da kapayamıyor artık zihnimi. Değil mi, örtemez artık hiçbir örtü bu mevcutta garip ucubeyi?
KEREM: Ne de hoş yürüyor baksana azalarım! Çiğnediği yer ne şanslı ki, müthiş bir güzellik üstünde tepiniyor. Güzelin hoyratlığı bile tatlıdır çünkü. Güneş bir sanatçı bugün, kapkara da olsa, o güzelin resmini bir kez daha yere çiziyor. Gölgelerdeki sureti bile tatlı. İkiyken bile yokluğunu düşündürüyor. Yalnız bu sert rüzgâr da ne? Besbelli denizden esiyor. Saçları dağıtan bir yaramaz... Dur aklım, bu düşünce ağır. Ama öyle, rüzgâr onu okşuyor. Sarıyor tenini tıpkı âşık gibi! Ey nice helaklara yol açan haşmetli rüzgâr. Yaradanına şikâyet ediyorum seni. Bir zikir ehli, dileniyor, sakın ha…