Nefes 12. Bölüm




Odasının kapısını açıp hemen telefona doğru yöneldi. Numarayı çevirip heyecanla telefonun cevaplanacağı anı beklemeye koyuldu. Telefonu açan kocası idi. Ona olanları ve hastasının ne denli sona yaklaştığını anlatmaya başladı. Oğlunu uyandırmasını istedi. Onunla derhal ne olursa olsun şu an konuşmak istediğini belirtti. Ergenlik çağlarındaki evladının sesini gece yarısı duyduğu için mutluydu. İçeride yatan bitkin adam kendi kanından olmadığı içinde mutluydu. Artık ciddi bir uykuya ihtiyacı olduğunu kararmaya başlayan gözlerinden hissedip, usulca uzandı çarşafına, kötü şeyler düşünmemeye çalışıyordu.
Gece yarısı hiç bir ses duymamıştı. Hasta adam, inlememişti, çığlık atmamıştı. Bu iyiye işaretti, çünkü hasta ya iyi bir gece geçirmişti ya da geceleyin sessizce acılarından sıyrılıp, ölüme el vermişti. Kadın bu insafsız düşüncesi yüzünden kendinden oldukça utandı ve içinden dua etmeye başladı. “Allah’ım lütfen ölmesin iyileşsin bu gariban, Allah’ım lütfen ölmesin iyileşsin bu yavrucak ” diyerek. Fakat tıpkı aynı az önceki hissi iyi niyetlerininde üzerine çökmüştü! Nasıl yani? İnsan bilemezmi ne düşündüğünü… Odaya kırışık boynunu uzatıp baktığında hastasını yerinde göremedi. Bir anda endişe sardı yapılı kemikli etli bedenini. Sabah tazesi vücudunu heyecanlıca odadan dışarı attı. Ayak bileklerinde biten beyaz pamuklu geceliği Malikanenin üst katında iltihaplı hava ile öpüşüyordu. Panik içinde üst kattaki odaları tek tek dolaştı. Bir odadan bir odaya geçiyor, kendini gitgide çaresiz hissediyordu. Belki de hastası rahatsızlanarak, zorunlu bir şekilde kalkıvermiş, çığlıklara rağmen derin uykusundan uyanmayan hemşireden umut kesip, iltihaplı, kanserli, kalitesiz bedenini müthiş çabalar ile dışarı atıp ” Beni hastaneye yetiştirin “ diye çığlıklar atmıştı. Bu düşüncenin ardından kadın istemsiz bir şekilde yüreğinden ağzına gelen bir hıçkırıkla haykırdı. Hızlı adımlarla lavabonun doksan derece aralanmış kapısının önüne vardığında o korkunç manzara ile karşılaştı. Ellisini gösteren buruşuk, lekeli ellerini hızlı bir şekilde ağzına götürdü. İstemsizce ağzını bastırıyordu, olağandışına yanlış bir cevap vermemek istercesine… Daha önce hastalarının rezil durumlarını görmüştü. Ama sanki bu görüntü, diğerlerinden daha bir hüzünlü, acıklı ve pisti. Elini burun deliklerine doğru götürmek istedi. Bunu yapmadan banyoya parmak uçları ile girdi. Kapı önünde dağılmış dışkılar ve üzerinde zayıf bir adamın ayak izleri vardı. Kahverengi gözlerini hüzünlü yaşlarla şişirerek hazin bir halde uzanmış adama bakakaldı. İçini yakan bir pişmanlık duygusu ile sarsıldı kadın.  Görevini yerine getiremeyen emekli bir sersem gibi hissediyordu kendini. Genç adamın bu hazin, korkunç, pis görüntüsünden midesinin kalkmasını hazmedemiyordu. Sanki bu anda, bu yerde bir heykel metanetiyle hissiz bir şekilde görevini yerine getirmeliydi. Veya gördüklerini hiç görmemeliydi. İyi biliyordu ki, acı ve aşırı olan görüntüler insan bilincinde bazen sonsuza dek yankılanacak çığlıklar halk edebiliyordu. Bu sahnede onlardan olmalıydı.
Rezervuara sırtını ürkekçe dayamış yatan çaresiz adama doğru uzandı. Aklındaki bütün sınırlamaları kaldırmıştı sanki. Adamın yanına uzanıp dertleşecek kadar duru bir öngörü elde etmişti. Burnu etraftaki kötü kokuyu artık algılamıyor gibiydi. Bilincinde, bu acı resmin yavrusu, bir ana algısı peydahlanmıştı. Hasta adamın çaresiz ve güçsüzce havada tutmaya çalıştığı serum torbasına doğru uzandı. Adam torbayı diri bir şekilde daha da geriye çekerek, bir küskünlük veya bir uzaklaştırma işareti vermek istedi kadına. Sanki, “ Beni kendi pisliğimle baş başa bırak “ der gibiydi. Hıçkırarak ağlamaya başladı. Dizleri üzerine çöktüğü pislikten ayağa doğru dikildi vücudu. Eteklerini saran dışkılara aldırmıyordu bile. Fısıltı halinde yüreğinden gelen bir ses ile sürekli özür diliyordu. Adamı yerden kaldırmaya uğraştı. Hasta adam, onu güçsüz bilekleri ile geri püskürtmeye çalıştı. Artık kendisini, bu banyoda dışkısı üzerinde ölmeye bırakıp, çekip gitmesini diliyordu. Sürekli derin ve hırıltılı nefesler alıp veriyordu. Banyodaki bütün nesneler, her hırıltılı nefeste acı bir şekilde titreşiyordu. Yankılanan ses, yeni bir nefeste çıkacak yoğun hırıltılar başlamadan, arada kalabilecek bütün boş sesleri dolduruyordu. Gözleri amaçsızca duvarları izliyordu. Garip bir trans halindeydi. Sanki önemli bir anıyı sürekli aynı sahnede izliyor gibi kaptırmıştı kendini. Kemikli ve zayıf çenesi, boynunu hafifçe ve hazince eğdiği sağa doğru kaymıştı. Bu yüzden alt dudağı çaresizce üst dudağından başka bir yönü gösteriyordu. Dudaklarının kenarından akan salyalar gömleğinin üst kısmında belirgin bir ıslaklık bırakmıştı. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İhtiyar ve Kör

Dante: Kayıp Cennet - Sayfa

Kalabalıklar İçinde Yalnız Bir Adam (Daha Yayınlanmamış 'Dante' Romanından)