Nefes 2.Bölüm (Arkası Yarın Roman)







Artık onunla canı çıkmadan birkaç saniye önce bile olsa duygusal bir bağ kurmak istiyordu. Bu gereksinim, ölüm hastalarına refakat eden hasta bakıcıları için gelenek benzeri şeydi. Belki işini doğru yapmanın diyetlerinden biriydi. Belki İnsansı bir ihtiyaç, kader benzerliği korkusundan dolayı… Belki de bilinmez bir yaşamın öncesini bu kadar yoğun takip eden beşerlerin her defasında aynı meraka kapılıp, kendi başına geleceklerinin bir provasını yapmak konusunda yardımcı olabilecek bütün tecrübeyi sindirmek amacı ile bir ön hazırlık deneyimiydi. Belki de hepsi bu tür belalı acıları izlemeye müptela olup, ölüme götüren olay örgülerini bir uyuşturucu bağımlısı gibi damarlarına, zihinlerinden enjekte ediyorlardı. Ah şu ince adam! Bu hasta bir muammaydı, tecrübesinden mütevellit karşılaştığı her hastasından farklıydı! Korkunç sırları vardı. Bundan ölesiye emindi. Ah şu duvarların dili olsa. O;
acısını kusma konusunda herhangi bir baskı duymadan insan evladının duyabileceği en ağır namelerde çığırabiliyor, vücudunun yaydığı hastalık sıvılarını hiç çekinmeden etrafa yayabiliyordu. Bu güne dek tek kelime de etmemişti. İki haftadır bu evde ikamet ediyordu ama en ufak bir kelime bile duymamıştı içeride yatan adamdan. O günden sonra tek bir insan bile uğramamıştı bu cehennem evine. O bile…
Birden hırıltılar inlemelerin önüne geçmişti. Biraz daha sakinleşmişti sanki adam. Kadının oldukça dikkatini çekti bu durum. Hayaletlerin rüzgarı da durmuştu artık. Daha temiz bir hava esiyordu evin içinde. Alçak inlemeler, hırıltıları becerikli şeytan yavrusu gibi parlatmıştı. Çiftleşmek isteyen kediler gibi, karnından gırtlağına giderken yanına ciğerlerde kattığı hırıltıları da sürükleyen ses, kadının kulaklarında iç gıcıklayıcı çınlamalar yarattı. Birden ciddi bir şekilde tövbe etme ihtiyacı hissetti.  Ölümün öngördüğü nameler bir bale gösterisine veya yumuşak sesli bir operetin ıslıklarına benzemiyordu. Ruh, pamuktan çekilen dikenli sopa gibi can çekişiyordu. Adamın çektiği acı tıpkı böyleydi işte.
Hasta adam enerjisini çığlıklara harcamıyordu artık. Battaniyesinin altından, kurumuş ellerini zorlanarak çıkardı. Yüzüne yeni uyanmış bir bebeğin güçsüz dokunuşlarıyla sürttü. Gözlerindeki acılı yaşları silerken yitik ciğerlerine ıslıklı, hırıltılı trajik bir nefes çekti. Bu derin hırıltı, asalak bir yaşam formu gibi genzindeki her hareketi sarmalıyordu. Odadaki cünüp havayı bir defa daha derince içine çekti. Hastalıklı ciğerlerinde yeni bir form vererek tekrar dışarı kustu. Yorgunca ellerini geri aldı. Bitkinliğin bir adı yoktu artık onun için. Her durumu cehennem ile ilgiliydi. Ateşten daha hızlı ve güçlü yakıcılar hissediyordu. Kül olmayan,  maddesel sıvılarla yatıştırılamayan… Acı adına kısa sürede ağır tonları kaldırmıştı. Belki de; gün görmemiş bakireler gibi büyüttüğü günahlarının altında kalmıştı. Velev ki, acıyı kendi tanımlamıştı! Dizleri korkak bir kız gibi titriyordu şimdi. Ölümünü izliyordu sanki. Azap durmuştu ve heybetli melekler onu sakinleşmesi için uyarmış gibi davranıyordu.
Bir nefes daha çekti içine. Hırıltısını dikkatle dinliyordu. Gülmüştü sanki o yoğun tiz sese. Yanaklarındaki kasların gerilmesinden belliydi. Bu iç gıcıklayan ses onun şimdiki hal lisanına benlik katıyordu. Kulakları da çoktan alışmıştı. Sağ elini göğsüne koydu. Doğuştan gelen içgüdüleri ile elini acıyan bölgesine bastırıyordu. Ciğerlerindeki ateş topu sanki artık son evresine geçmişti. Artık dikkatini toplayamadığını fark etti. Kafasını ürkekçe gezindirdi odanın içinde. Besbelli hemşireyi arıyordu. Yüzündeki mahmur ifade, özür diler gibiydi. Tüm bu çılgınlıklar yüzünden yerden gökten özür diliyordu. Gözleri etrafı süzerken, başı hemencecik yorgun düştü. Mırıldanmalar dışında inlemelerini tamamen kesmişti. Ara sıra balyoz gibi kemiklerine çarpan yoğun acılar vücudunu hoplatsa da, sanki artık bir şeyler ifade etmek için sızlamalarını kontrol altına almış gibiydi. Belki de bu sakinlik, son sözleri için Allah’tan gelen bir rahmetti.


Mehveş hanım son iki gündür kat be kat artan çığlıklardan sonra bu tiz hırıltılara razıydı. Acı inlemeler, tahammül sınırlarını o kadar yükseltmişti ki, iç gıcıklayan yoğun hırıltıları dinleyerek bile huzurlanabilmişti kadıncağız. Denizin altından son nefesinde, yüzeye fışkırmış gibi soluklanıyordu. Kafasını toparlayınca garipliği fark etti. Bu ani durgunluğun sebebini merak ederek çöktüğü yerden yüzünü dimdirek odaya çevirdi. Emin değildi! Gözyaşlarını savuşturdu ve anın getirdiklerini heyecanla beklemeye başladı. Aklında huzur veren tek bir düşünce tezahür etmişti. Ölüm! Hastasının bir türlü çıkmayan canını teslim etme aşamasına geldiğini düşünerek tüm ruhu ile gevşedi. “ Bu ne cüret “ diye kalbinden fısıldayarak silkindi. Kendinden delice utanıyordu şu an. Duygularının nasılda bu evde bu kadar kısa sürede köreldiğine hayret etti. Birçok ölümcül hastaya son nefesine kadar eşlik etmesine rağmen, bu kadar tiksineceği derecede aşağılık hisler hissetmemişti bu güne kadar. Yavaş yavaş kendini suçlamaktan vazgeçti. “ Kim olsa zorlanırdı! “ diye geçirdi içinden. 

Yorumlar

  1. İşte burada :)

    http://pembelideniz.blogspot.com/2013/01/ve-sahne-kapand.html

    YanıtlaSil
  2. Merhaba.Size bir tavsiyem var.
    Sitenizi daha çok Türk okuyucuya duyurmak istemezmisiniz ?
    Bunun için tek yapmanız gereken
    http://admf.co/?NF2XF8S bu siteye üye olmanız.
    Tamamen ücretsizdir.
    Denemekten zarar gelmez.

    YanıtlaSil
  3. merhaba bana da buyurmaz mısınız sizi takibe aldım:) keyifli yazılar
    http://myworldinthebooks.blogspot.com/

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İhtiyar ve Kör

Dante: Kayıp Cennet - Sayfa

Kırık Çiçekler