Kayıtlar

Haziran, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ŞAŞKIN ADAMIN GÜNLÜĞÜ -7-

Resim
Evet, bir sağanak gibi yağıyordu! Kaçınılması imkânsız bir yağmur gibiydi! Bedenin her noktasını vuran nemden farkı yoktu varlığının her zerresine işleyen eziklik hissiyatının. Şimdilik yapacak bir şey yoktu! Evin içinde dönüp duruyordu. Bazı anlar aşırı tepkilerle ortaya çıkan pişmanlık hissine benzeyen kızarmalar ve vücudu içe çekip utangaç ekşi bir ifade ile kendini zuhur eden tepkiler veriyordu. Onca senelik alışkanlığı TV yi yokladı! İşe yarıyor gibiydi. Tv deki dans edip şarkı söyleyen suretler, onu yaşadığı gerçek dışı gerçeklikten oldukça alıkoyuyordu. Bu depresif hal…  Artık Tv nin başından kalkmayı istemiyordu. Hatta bir cep tv si alıp, yollarda da izlemek istiyordu! Gerçek bir ağrı kesici olmalı bu dans eden insanlar! En azından yol telaşını unutturur! Yüz ekşitip, vücudunun içine doğru çekilmelerin manası ne ise, bu deliliğe yakın bir şey olmalıydı! Çünkü şu an bedenini cenin pozisyonuna çekmiş ince battaniyesini nazik elleri ile sıkıyordu! Aklına bir fikir geldi. Rahatlı…

ŞAŞKIN ADAMIN GÜNLÜĞÜ -6-

Resim
Ertesi sabah yine aynı kalıpta uyanmıştı. Aynı bedende, aynı düşünceler, aynı kaygılar ve aynı rutin hareketler ile tıpkı bir önceki sabahları andıran çılgın benzerlikte işyerine varmıştı!
Yoğun hesap işlemlerinin ardından nihayet yemek vakti gelmişti!  Bu sefer hiç şaşmadan yemekhaneye çıkmak istemiyordu. O kalabalık elit grubu oturduğu yerden mika gözlüklerinin ardından çekimserce süzüyordu! Ne kadarda eğleniyorlardı! “Alt tarafı bir yemek işte” diye aklından geçirdi. Kurnazca nitelendirdiği Ömer, kalbinde çarpıntılar yaratan Leyla, Bir hayli kilolu ve yaşına rağmen fazlaca anaç gözüken Burcu hanım, eski Amerikan aktörleri gibi siyah beyaz saçları sürekli sağına doğru taranmış Türker bey ve birkaç kişi daha! Karınlarından gelen sahte veya gerçek olduğu anlaşılamayan kahkahalar ile o hiç yokmuş gibi görmeden dışarıda eğlenceli bol sohbetli bir yemek için şimdi kapıdan ayrılıyorlardı!

Hiç gücüne gitmezdi! Daha önce böyle bir şey yaşamamıştı. İnsanların ona aldırmaması, görmezden gelme…

ŞAŞKIN ADAMIN GÜNLÜĞÜ -5-

Resim
Artık kısıtlanmaktan bıkmıştı! Annesinin ve ablasının onun dünyasını kısıtlayan baskılarından, küçümseyici bakış açılarından! Evet bir insan azmanı değildi! birinin tokadına tokat ile karşılık vermezdi veya üst katlarında tepim tepim tepinen komşularının kapısını çalıp sıkı bir azar patlamazdı! Onun kendine göre bir tarzı vardı! Bu yırtıcı hayat ile bağdaşmayan! Annesinin ve ablasının onu daha iyi bir erkek olabilmesi için zorlamasına dayanamamıştı! En sonunda 30 yaşının ilk haftası eşyalarını toplayıp aynı şehirde uzak bir noktaya yerleşmişti! Yeni bir muhasebe işi yeni bir şirket ve yeni bir ev, yapayalnız özgür bir yaşam… Anahtar sesinin ardından Ebru girmişti! Onu alnından öpüp annesine son bir bakış attı! Bu iki gücün bir araya geldiğinde ne kadar ikna edici olduğunu biliyordu! Bir dehanın kendisini aptal hissetmesine yetecek kadar ikna kabiliyetleri vardı. Ama asla yüceltmeyen… kişinin potansiyelinin altındaki güçlere çeken bir yetenek! S şehri şimdi akşamüzeri yapay ışıkları…

ŞAŞKIN ADAMIN GÜNLÜĞÜ -4-

Kime ne yapacağını söyleyemez! O, kime ne yapacağını söyleyemez! O, bir yalancı! “Bu rezil sözlerde kime” dedi şaşkın adam! Annesi Aybüke hanım koca kalçalarını kaldırıp oğluna doğru koştu. Sarılıp kokladı! Şaşkın adam tebessüm ederek annesinin sırtını sıvazladı ve ileri doğru bir adım atmaya çalıştı! Ama nafile… güçlü sarkık yağlı kolları ile ellili yaşlarındaki kadın oğlunu bırakmadı! Bu sevgi de neyin nesiydi? Oysaki o kadın… dizlerinin hemen altındaki kıvrılmış gri çorapları eteklerini öpen Necla hanım, kart sesi ile “ Aman! Aman girmeyin bu oğul ile ana arasına” diyerek tatlıca sırıttı! Nihayet bırakmıştı! Şaşkın adam kanepeye yorgun bedenini oturtup “ kimin dedikodusunu yapıyorsunuz bakalım” diye sordu. Onu geçiştirdiler. Aybüke hanım oğlunun neler yaptığını sordu! Necla hanım tebessüm ile “günün yeni insanı” nı dinliyordu. Bundan haz duyuyordu fakat ilginç bir hikaye duyamıyordu! Oysa ki oğlu Ayhan’ın zaman zaman ona uğrayıp karısını şikayet ettiği zamanlar ne de eğlenirdi! Şa…

"ŞAŞKIN ADAMIN GÜNLÜĞÜ" -3- ARKASI YARIN ROMAN

Herkes pür dikkat ile onu dinliyordu! İlgi çekmişti fakat bu halden memnun değildi. Leyla hanımın dikkat ile ona bakan gözlerinin de bir anlamı yoktu! Aniden böyle bir yalan uyduruvermişti. Neden böyle yaptığı ile ilgili en ufak bir fikri bile yoktu! Belki de; insan olduğu için utanıyordu. Terlediği için… “ Çantamı istedim ama vermeyeceğini söyledi! Bende ona saldırdım” dedi! Sesi titriyordu! Sanki tüm bedenler gerilerek daha da ona yaklaşmıştı! Çünkü çalınan çantası ile dönen adamın hikayesinin sonunu bir an önce duymak istiyorlardı! “ Daha sonra kapışmaya başladık! Birbirimizi yumrukladık. En son sağlam bir tane patlattıktan sonra çantamı bana fırlatarak koşmaya başladı! Dedi. Son kelimelerini söylediği için rahatlamıştı. Ne olursa olsun bu yalan sona ermişti! Aslına bakarsanız çok yalancı bir adamda değildi! sadece acemi bir yaşayandı! Basit bir terlemeye mana katmak istemişti. Çok terlediği için utanmıştı! “ Gerçekten iyi bir dövüşçü olmalısın! Baksana en ufak bir darp izi bile y…

Yarım Yüzlü Adam Arka Kapak

Resim
ÖMER: Bir zavallı değil mi bu adam? Ne hüzün... Ey acıyarak bakan! Bu aşırı kırılgan duygusallık halinde ne dertler var biliyor musun? Kahroluyorsun işte sevgi ile bile baksa anan baban! En uzaktan geçen laf dolanıyor sanki sırtından sinsi bir yırtıcı gibi ve vuruyor ok arkandan. Çıldıracağım! Bu duvarlar da kapayamıyor artık zihnimi. Değil mi, örtemez artık hiçbir örtü bu mevcutta garip ucubeyi?
KEREM: Ne de hoş yürüyor baksana azalarım! Çiğnediği yer ne şanslı ki, müthiş bir güzellik üstünde tepiniyor. Güzelin hoyratlığı bile tatlıdır çünkü. Güneş bir sanatçı bugün, kapkara da olsa, o güzelin resmini bir kez daha yere çiziyor. Gölgelerdeki sureti bile tatlı. İkiyken bile yokluğunu düşündürüyor. Yalnız bu sert rüzgâr da ne? Besbelli denizden esiyor. Saçları dağıtan bir yaramaz... Dur aklım, bu düşünce ağır. Ama öyle, rüzgâr onu okşuyor. Sarıyor tenini tıpkı âşık gibi! Ey nice helaklara yol açan haşmetli rüzgâr. Yaradanına şikâyet ediyorum seni. Bir zikir ehli, dileniyor, sakın h…

ŞAŞKIN ADAMIN GÜNLÜĞÜ 2 "ARKASI YARIN ROMAN"

Nasıl olduğunu merak ediyordu! Nasıl? Matematiği nedir? Çok mu içlice veya çok mu sert yaşanmalı? Sağ elinin işaret parmağı ile gözlüğünü burun kemiğinin üstüne yerleştirdi! Kendini soyutlanmış gibi hissediyordu! Ait lik hissi yok gibiydi! Ölmek sorun değildi sanki! Bu düşünceler için oldukça gençti! Saçmalayıp durduğunun da farkındaydı! Sadece bu kalabalığı aşıp bir an önce görüşmeye gittiği müşterilerinin ofisine varmayı diliyordu! Ve şimdi asansördeydi. Aynaya bakıp gözlüklerini burun kemiğinin üstüne ittirdi! Siyah saçlarını elleri ile düzleyip yüzünü izledi! Kısa bir toplantıydı. Rakamlar ve rakamlar! İşyerine geri dönmüştü! Çantasını masaya yerleştirdi vebeyaz gömleğini parmakları ile silkeleyerek terini soğutmaya çalıştı! Ömer gülümseyerek sırtına vurdu!” Normalden fazla terliyorsun, seni doğduğunda tuzlamadılar mı?” diyerek sırıttı! Garip bir hal sardı adamı! “ Aslına bakarsan koşmak zorunda kaldım” diye yakındı! Bu tamamen yalandı! Fakat neden böyle bir şey söylediğini o da b…

"YARIM YÜZLÜ ADAM" KİTABIN ARKA KAPAĞINDAN

ÖMER: Bir zavallı değil mi bu adam? Ne hüzün... Ey acıyarak bakan! Bu aşırı kırılgan duygusallık halinde ne dertler var biliyor musun? Kahroluyorsun işte sevgi ile bile baksa anan baban! En uzaktan geçen laf dolanıyor sanki sırtından sinsi bir yırtıcı gibi ve vuruyor ok arkandan. Çıldıracağım! Bu duvarlar da kapayamıyor artık zihnimi. Değil mi, örtemez artık hiçbir örtü bu mevcutta garip ucubeyi?
KEREM: Ne de hoş yürüyor baksana azalarım! Çiğnediği yer ne şanslı ki, müthiş bir güzellik üstünde tepiniyor. Güzelin hoyratlığı bile tatlıdır çünkü. Güneş bir sanatçı bugün, kapkara da olsa, o güzelin resmini bir kez daha yere çiziyor. Gölgelerdeki sureti bile tatlı. İkiyken bile yokluğunu düşündürüyor. Yalnız bu sert rüzgâr da ne? Besbelli denizden esiyor. Saçları dağıtan bir yaramaz... Dur aklım, bu düşünce ağır. Ama öyle, rüzgâr onu okşuyor. Sarıyor tenini tıpkı âşık gibi! Ey nice helaklara yol açan haşmetli rüzgâr. Yaradanına şikâyet ediyorum seni. Bir zikir ehli, dileniyor, sakın ha…

Şaşkın Adamın Günlüğü -1-

Resim
Yine berbat bir sabaha uyanmıştı. Gözlerini ovuşturdu ve penceresinden bakındı. Mahallesindeki hareketli kalabalığa ta kalbinin derinlerinden buğz ederken gıpgri gökyüzüne sertçe bir bakış attı. Oysa güneşli bir bahar sabahıydı! Geceden ütülediği gömleğini ve pantolonunu giyindi. Siyah saçlarını sağa doğru sertçe yatırarak taradı. Yuvarlak mika gözlüklerini burnunun üzerinde rahatça bir pozisyona kavuşturup yola çıktı! Her zamanki kalabalık otobüsüne ite kaka girmeye çalışıyor, bir yandan da sonradan durağa gelen kafasında bellediği insanlara korkakça omuz atıyordu! Akbilini sertçe defalarca bastı. Bir problem vardı. Makine o otomatik robot melodisini çıkartmıyordu. Arkasındaki kalabalığın homurdanmasına bir yandan kızıyor, diğer yandan insanları beklettiği içinde korkunç bir pişmanlık hissediyordu! İşte hiç istemediği bir olay… otobüs şöförü elinden aldığı akbili hafifçe bastırdı ve ukalaca fısıldadı “usulca, nazikçe” “ Halen akbil basmayı öğrenemedim” diye yakındı. Ama o içi…

"ŞEREFLİ BEN"

Kim o densiz, kim ölmekten bahseden?
Sözleriniz çok ağır efendim, lütfen susun!
O itilmiş biz olamayız, bir nedenden dünyadan göçen.
Şerefli varlıklarız biz, yarattığı onun.
Ama bekle! Ya yaşlılığım! Dirhem dirhem soyulan narin etim,
Günden güne sönüyor gözümün feri.
Hep bir yanımdan akıyor övgüye doyamadığım gençliğim.
Evet, öyleyiz değil mi efendim? Ne bir melek, ne de bir peri.
Günü gelince kurtlar tarafından kemirilen,
İşe yaramaz, tiksinç, güzelliği artık dakika dakika soyulan bir beden
Gömerek ret ettiği insanlığın,
Ruhsuz, kokuşmuş bir et parçası ışıldatmadığı güneşin ve ayın.
Yaşıyor muyum peki şu an? Bu da ne böyle?
Bir tiksinçlik, bir koku var şimdi bende.
Koklama sağımı solumu geri dur,
Bu leş hiçte değil bedenimde.
Bir kalleşlik hali,
Bir kibirlilik,
Bir gaflet, kokusu leşten hallice!
Ölü daha iyi yaşayandan arınmış ise bu hislerinden kupkuru halinde bile.
Eğer dediğim müşkülpesent hal üzerimizde ise,
Kavgacı, düzenbaz, içten pazarlılık,
Bir kene kemir…