23 Kasım 2016 Çarşamba

Captain America: The Winter Soldier Nasıl Filmdi?


Kaptan Amerika karakteri bir çizgi roman sever olarak en sevmediğim Marvel karakteridir. Bunun nedeni üzerinde ‘American’ yazısını taşıması ve mavi taytıdır. İlk film First Avenger’ı izlediğim de ise bu fikrim değişti. Günümüz yazarları Kaptan Amerikayı günümüz dünyasına uyarlamış ve Chris Evans gibi sevilen bir aktör başrol oyuncusu olmuştu. Evet ilk film ortalama bir Marvel filmiydi. Fakat ikinci film; Captain America: The Winter Soldier… İşte son yıllarda izlediğim en iyi Marvel filmi buydu. Aklımda ki mavi taytlı Kaptan Amerikayı yerle bir ederek günümüz dünyasında yetenekleri artırılmış; inandığı doğru uğruna insanlar tarafından kötü biri olarak anılmayı umursamayan bir karakteri parlatmıştı bu film. Natasha Romanoff / Black Widow, Sam Wilson / Falcon ve Nick Furry ile birlikte S.H.I.E.L.D arkasında ki sırların, gizemli suikastçi Winter Soldier’ın peşinde aydınlatılmaya çalışıldığı macerada belki de son yıllarda gördüğümüz en kaliteli birebir dövüş sahnelerini izliyoruz.
Evet Kaptan Amerika: Kış Askeri aksiyon kareografilerinin muhteşemliği ile, karakterlerine geçmişlerinden kattığı derinliği ve gerçekten idealist, inandığı şeyler uğruna insanlar tarafından zem edilmekten çekinmeyen süper kahramanı Kaptan Amerika’nın duruşu ile son yıllarda izlediğimiz en iyi Marvel filmi, hatta aksiyon filmi olmayı hak ediyor. Birinci sınıf kurgu, birinci sınıf karakter planlaması ve elbette Hydra’nın kattığı geçmiş nazilere dayanan hikaye derinliği ile son yılların en iyi filmlerinden birisi.

Doctor Strange Nasıl Filmdi


Yönetmen Scott Derrickson daha önce kayda değer bir iş olarak Ethan Hawke’lı Sinister’ı çekmişti. Film ortalama korku filmleri arasında ciddi derecede gerilim kalitesi olan bir yapım olarak sıyrılıyordu. Fakat dev bütçeli bir filmi ona emanet etmek kolay bir iş değil. Çünkü stüdyoların beklentileri altında kalan yönetmenler çoğu zaman yeteneklerini sergileyemez. Doctor Strange ise Marvel evrenine bağlı bir film olma hasebi ile ve halihazırda Marvel’ın bir dolu çizgi roman başyapıtını arşivine eklemesi yüzünden oldukça ağır bir yüktü.
Fakat film beklentilerin oldukça üzerinde. Derrickson filmin altından kalkmayı başarabilmiş. Benedict Cumberbatch, gibi birinci sınıf oyuncuların kurgu gerilimini başarılı bir şekilde yöneterek filmin heyecanını başından sonuna dek diri tutmuş. Filmin başlangıcında Doctor Strange karakterimizi oldukça kibirli bir Cerrah olarak görüyoruz. Başarılı bir ameliyattan sonra katıldığı davete Lamborghini’siyle giderken ciddi bir kaza geçirip ellerinde ki hassasiyeti kaybediyor doktorumuz. Bütün hayatı elleri olan bir adamın yıkımı geliyor sonra. Ellerini şifalandırmak için uzun bir yolculuğa çıkan Strange Ancient One ile karşılaşıyor. Çok hızlı bir şekilde bu sahneler geçilmesine rağmen, Ancient One ile olan usta-çırak ilişkisi ve Strange’in gelişimi göz açıp kapayıncaya gelişmesine rağmen; bir çizgi roman aksiyonu izlediğimiz için bu hızlandırılmış sahneleri sineye çekmek kolay oluyor.
Kaecilius karakteri kötü adamımız, Mads Mikkelsen oynadığı her adamı iyi veya kötü farketmeksizin asalete bürüyor. Filmde de Kaecilius rolünün hakkını veriyor fakat senaryo yeterince Mikkelsen’e hizmet etmiyor. Yani çekici kötü adam diyalogları veya jestlerinin bulunduğu sahnelerde onu göremiyoruz. Karakterlerin bütün gizemi tamamen kavrayamadığımız eller ile havaya çizilen ritüellerin sonunda açığa çıkan güçleri. Buna rağmen inanılmaz çekici Cgi efektleri ile kıvrılan evler, yollar, aynalar evrenleri, bunların hepsi birden büyücülerin cidden kadim bir bilgiye sahip olduğu fikrini bizde uyandırmayı başarıyor.
Evet büyücülerin kapışma sahneleri ciddi bir şekilde estetik içeriyor. Artık bir çok konuda aklımız cgi kurgularına ermekte iken, bu filmde nasıl bir pozlama yolu izlenerek cgi yönetmenliği yapıldığını anlamak güç. Filmin konusu ile ilgili detayları daha fazla anlatmayalım. Fakat Doctor Strange’in bir süper kahraman filmi olarak tam anlamı ile işini yaptığını belirtmemiz gerekir. Türe kattığı yeni bir şey ise yok; fakat inanılmaz estetik dövüş sahnelerinin hakkı kesinlikle yenemez. 

Dante: Kayıp Cennet - Sayfa

1.KISIM-1. BÖLÜM
  
Sisler ve Alevler

Genç bahriyeli korkusudan titriyordu. Muhtemelen az sonra Nervin Baştonyek gibi bir canavarın uykusunu bölecek kişi olmanın heyecanıydı bu. Koşar adımlar ile alt güvertede yürürken şöyle söyleniyordu; ‘Efendim ben… Büyük amiral, bağışlayın efendim! Kraven denen şu adam…’ Güç sahibi insanların vereceği tepkiler her an kolayca kestirilebilir değildir. Hele ki Baştonyek gibi bir çılgının… Bahriyelinin bacakları titriyordu, kuzey denizinin buz gibi soğuğundan ve heyecandan.
Bahriyeli kaptan kamarasının kapısını tıklatmış ve durumun aciliyetinden dolayı Amiralden ses gelmeden içeri dalmıştı. Kendini uyuyan bir ayının inine dalıp bir çubuk ile bedenini dürtüklüyormuş gibi hissediyordu. İnsanlar çoğu zaman hayvan refleksleri verirler; canavarı uyandırdığında onu beslerse kendine bir zarar gelmeyeceğini düşünüyordu. O, avcıya avından haber verecekti. “Amiral Baştonyek efendimiz! Şey efendim, kalkmalısınız! Yani yanımıza gelmelisiniz, yani efendim kalkmaya teşrif buyurup yanımıza şey etmelisiniz!” diye hıçkırarak haykırdı. Amiral tedirgin uyuyan bir adamdı. Hele ki böylesine bir savaşta keyif edecek vakti kendine hak görmüyordu. Üzerinde ki yorganı sol eli ile beline indirerek, uzakta ki tehlikeye hafifçe inleyen bir Kurt gibi “Önemli bir şeyler olduğunu anlıyorum.” diyerek yatağından yavaşça gergin bir yay gibi dikildi. Uzun parkasını askıdan alıp iki metrelik geniş kemikli dev bedenine geçirirken, genç bahriyeli Baştonyek’in ağırlığı ile gerilip gıcırdayan meşe kalaslarının neredeyse çatlayacağını sanmıştı. O gerçekten büyük bir askerdi! Cüsseside öyleydi. İki metreye yakın boyu vardı, yüzelli kilo civarında ağırlığı olmalıydı. Yaşı da hayli olmasına rağmen güçlü kaslarının üzerinde ki derinin kırışıklığı dışında pekte yaşlılık alameti taşıdığı söylenemezdi.
Baştonyek alt güvertenin merdivenlerinden Krusto’nun ana güvertesine çıktığında uyku sersemliğinin üstüne basarak panik halinde savaş donanımlarını hazırlayıp, kılıçlarını kuşanan denizcileri izledi. Amiral güvertede tüm heybeti ile görününce bir duraksama anı oldu. Bahriyeliler kısa bir süre onun çekik, sert bakışlı gözlerini süzüp bir korku zerresi bakındılar. O, her zaman ki gibiydi; mağrur ve kendinden emin. Bahriyelilerin yüreğine su serpilmişti. Kaptanlarından, Doğu Birliğinin en önemli Amirallerinden biri olan Baştonyek’in ruhundan cesaret almışlardı.
İkinci kaptan Binbaşı Dani dürbününü indirdi, sancak baş omuzluktan ellerini beline bağlayarak ağır adımlarla ilerleyen kaptanını süzüyordu. Kundun’da doğmuş bir adam olduğundan Nura’ya karşı kişisel bir kini vardı. Kundun’un altınları yüzünden birçok çocuk yetim, sayısız kadın dul kalmıştı. Dani standart bir askerdi ve herhangi bir Nura potansiyeli yoktu. Nura olmadan bir insanın çok daha yetkin bir hayat yaşayabileceğine inanıyordu. Rama ordusuna katıldığında özgür halklardan biri olarak katılmanın utancını yaşamamıştı. Komutanı Nervin Baştonyek’te eski bir Sedurdu ve Don Lusyo ile beraber gençliğinde Molossus ve çıraklarına karşı savaşmıştı. Sedurlara göre bir dönekti. Doğululara göre geleceği görebilen bir dehaydı. Bunca namını bırakıp Kaiken’in ordusuna katılmıştı çünkü.

Dani’nin gecenin bir yarısı top sesleri, bağrışmalar olmadan kaptanını neden uyandırdığını anlatmalıydı elbet. Tayfanın neden hayalet görmüş gibi taş kesildiğini de! Ah şu Kadim Dünya mitleri… Hayalet silahlar, orduları dize getiren tek adamlar… Binbaşının dürbününün ucunda gördüğü sıradan bir savaş çağrısı değildi, kestirilemez şiddetti. O iyi bir askerdi ve tüm iyi askerler gibi gizemden nefret ediyordu. 



https://www.wattpad.com/user/hseyinutun

1 Kasım 2016 Salı

‘Life’ Gerilimli, Event Horizon Tarzı Bir Uzay Faciası Filmi

life ryan reynolds ile ilgili görsel sonucu

Event Horizon’u bilirsiniz, başrolünde gerilim filmlerinin 90’lar da ki aranan ismi Sam Neill vardı. Yüksek bütçe ile çekilmiş bir uzayda kayboluş macerasıydı. Fakat gişe de oldukça kötü bir hasılat yapmıştı. Nitekim bilim kurgu severler yine de bu filme burun kıvırmadı. Sonrasında Sunshine filmi vardı. Yine bir dolu ünlü oyuncu uzayda gerelimli bir seyahat ile güneşe yakınlaşmaya çalışıyor ve başlarına gelmedik kalmıyordu.
İşte Life filmi de bu tarz bir bilim kurgu. Başrollerin de Jake Gyllenhaal ve Ryan Reynolds var. konusu itibari ile uzayda yeni bir yaşam formu arayan astronotların başlarına gelenler anlatılıyor. Fragmandan anladığımız kadarı ile bu yeni yaşam formu pek dost canlısı değil ve uzay mekiğinin içerisin de gerilimli bir kapışmaya neden oluyor. Çünkü istilacı bir virüs ile karşı karşıya astronotlarımız.

http://sinemamagazin.com/life-gerilimli-bir-uzay-faciasi-filmi/

3 Ekim 2016 Pazartesi

Sinema Haberleri, Dizi Haberleri, Film İnceleme İçin sinemamagazin.com

En güncel sinema ve dizi haberleri, film incelemeleri için açtığımız sitenin adıdır sinemamagazin.com. Her geçen gün geliştirmeye devam edeceğiz ve yakında birçok eski ve yeni filmin eleştirilerini yayınlayacağız.

29 Eylül 2016 Perşembe

Sokak Hayvanlarına Sizde Bir El Uzatın

Kedi ve köpek maması için daha önceleri birçok siteden alışveriş yapmışlığım vardır. Özellikle barınak hayvanlarına gönderdiğimiz mamalar biz kontrol edemeden barınaklara gittiği için insanın içinde hep bir 'acaba' olmuyor değil. Yani diyorsun ki 'Adres barınak olduğunda; firmalar acaba müşterisine gösterdiği özeni gösteriyor mu?' Veyahut bayat mama yollarlar mı? Elbette barınakları arayıp gönderdiğiniz kedi maması ve köpek mamasının isminiz adına barınağa filanca siteden bağış yapıldı mı diye sorabilirsiniz.


Yeni kurulan bir site var şimdilerde "www.kurumama.com" ve barınaklara gönderdiğimiz kedi ve köpek mamaları konusunda itinalı davrandıklarını söylüyorlar. Yani mamaları insanlara değil pet hayvanlarına gönderdiklerini, müşteri olarak onların önceliklerini tedbir ettiklerini iddia ediyorlar. Barınaklara gönderilen mamalarda her daim taze ürünler kullandıklarını ve hatta büyük siparişlerde ekstra konserve mama ve kuru mama eklediklerini de belirtiyorlar. 
Bende artık barınaklara yollayacağım kedi mamaları ve köpek mamalarını kurumama.com'dan sipariş etmeye karar verdim. Elbette yine de takip edeceğim çünkü evinizden kredi kartı ile verdiğiniz mama siparişlerimizi en az bizim sokak hayvanlarına itibar duyduğumuz gibi itibar gösterecek, sosyal sorumluluk projelerinde ön plana çıkan ticari firmalara ihtiyacımız var.

12 Eylül 2016 Pazartesi

Mazlumlar zalim olana kadar mazlumdurlar.

İnsanın yaşam potansiyeli beşeriyet ölçüsünde toplum veya zihninin kendinde bulunan potansiyeli beşeriyet ölçütlerinden düşük görüp cebretmesi ile mazlumlaşır. Oysa beşeriyet aynı bilgi üzerinden işlediği için herbir kişide aynı sonuçları verir. Yani imkan dahilinde yeryüzüne yerleşip rızkı ile nimetlenen her kişi rızkı ölçüsünde aleme kendi hakikatini sunar. Mazlum kişi yerleştirildiği hakikat içinde toplumun onu cebretmesi ile içe dönerek alem hakikatlerini kendinde daha henüz tecelli etmemiş bilgiden okur. Bu sayede duru görününen hakikat kişinin kalbine merhamet ve şefkat indirir. Oysa bu durumda ki kişi sadece onu cebreden alem hakikatlerinin onu bastırmasıyla o makamda durmaktadır. Yani Onda ki merhamet kalıcı ve daim değil değişken bir bilgidir. Çünkü acı ve keder kişinin kalbinde, kişinin kemal ölçütü ne olursa olsun her daim çalışan birinci duru bir görüye sahiptir. Bu duru görü elde edilmekle kişi hakikat ölçütlerini kendinde Kemal olmasa dahi etüt edebilecek görüye ulaşır. Ama birinci duru görü sadece alemin kaim edilmesinde kullanılan etki ve tepki, yani hakikati meydana çıkmayı bekleyen olay döngüsünü oluşturmak maksadı ile var olan bilgidir ve gerçek hakikat değil onun kokusu ve mazlumdada geçici masumluğu oluşturan şeydir. 
Bu yüzden kişiyi kuşatan herbir varlığın bilgisi, kişinin hakikatinde ki bilgiyi harekete geçirir. Kalp cebredildiği ölçüde ona tecelli eden şeyin şeklini alarak parça olarak boşluğa koyulur. Oysa ki mazlum kendisini zalimden kaçıran bilgiye sahip olsa hakikatinden dolayı o bilgiye zalimin niteliğinde sirayet edecektir.
Mazlumun zalim ile olan savaşı ise sürekli olarak mazlumluğun yücetilmesi bilgisi ile muamele görür. Beşeriyet yücelttiği her bir hakikati kendi biçimine döndürmekte sonucu Hak olarak kabul eder. Yani Mazlumun şartlarının yücelmesi. İşte bu yolda mazlumluk hakikatinden çıkarak zalimlik şekline bürünmektedir. Çünkü alemin her bir hakikati zihni cebretmekte aynı sonucu verir. Yani kişi mazlumluğu geçirmekle zalimliğe aday olmaktadır.
 

Hüseyin ütün

9 Eylül 2016 Cuma

Belalarım


Ne çok endişe duyuyorum. Ne de çok korkuyorum, kontrolsüzce üzerime yağan bela yağmurlarından. Oysa olacak olan geliyor ve yolunu bulan su gibi buluyor beni. Yuvasına kolunu sokanı ısıran yılan, başını okşarken sokan  bir akrep... Emredilmiş bir ufka bakıyorum nereye dönsem. Beni toprak çağırıyor çoşkun ekinleri ile, gökyüzü küsüyor sonra. Ve sonra ne ekin ne hasat. O halde gel diyor belam; süslü ziynetleri ile yeryüzünün, bir ışık çakıyor gözüme ve sonra tuzak kuruyor boydan boya. Örümcek ağlarında inzivaya çekilmek isteyen örümcekler gibi ikamet ediyorum toprağa. Toprak bir kapan ve kıstırıyor beni belam.

Volkanların yanında oturmayayım diye, ferah denizlere kaçtığım zaman, nemden yıkılmış başıma, sessizlik ve huzur için  evime örttüğüm tavan. Sonra sevdiklerim... Ben arzu etmeden gidiyorlar. Hasret, özlem, artık yüreğimde uzaklaştığım o harlı volkan. Ben nereye kaçsam hep bir bela yağmuru, hangi köşeye saklansam bir akrep. Ekmeğe uzanan ellerim; işte yılanın ağzında bedenim. Ekmeğim yılanların ininde. 

7 Eylül 2016 Çarşamba





Köhne pencererelerimin rutubetli manzaralarına nurdan perdeler gerip bana cennetini göstersen de, ateşe perçinlenmis tutsak ruhumu göğün semalarında gezdirip ferahlatsanda, bir tebessüm görmeden cãnımı sana vermem sultanım.


07,10.2016 - Hüseyin Ütün

6 Eylül 2016 Salı

Kırık Çiçekler

Okyanuslar kadar derin sevgiler için icad edilmiş kalpleri
Menfaatlere aşık sevgililerle yıprattık
Sonsuzluğa kanat çırpsın diye yaratılmış
o mukaddes ruhlarımızın destanlarını
Sonu belli kötü masallarla yazdık

Baştan sona kırılmış bir insan olmak
Sen baştan sona yitirdiğin o destanın kahramanı;
adın kırık çiçekler isimli
kötü masallarda geçiyor.

Hüseyin Ütün 06,10,2016

31 Mart 2016 Perşembe

Efsaneler



Her bir efsanenin altında onu tetikleyen, onun zeminini kuran, yeryüzüne intikam yeminleri ettiren bir zulüm vardır. Eğer zulüm olmasaydı, kahramanlar olmazdı. Eğer zulüm olmasaydı kendini feda eden büyük erlerin hayatından bahsedemezdik. Çünkü rahat döşekler üstünde her bir adam, tembel bir yaşam ve rahatı kollamak için nefes alan kişiler olurdu. Mutlu düzen öylesine zehirli bir koku yayar ki, onu kollamaya çalışanlar ondan tat dahi alamadan onun çevresinde bir ömür nöbet tutarlar. Onu korumak için kayıp bir yaşama dönüşürler. Ama düzen bozulduğunda; çocuklar ve kadınların hayatı tehlikeye girdiğinde, mutluluk nöbetçileri uyku ile geçen ömrüne veryansın ederek tatlı döşeğinden kalkar ve kılıçlarını zulmün üzerine çeker. Herşeyini feda edenlerin hikayeleri böyle başlar.


Kayıp Cennet
Hüseyin Ütün

27 Mart 2016 Pazar

Rüyalar Hayal Ediyorum.

Artık rüyalarımda çekiyorum günden kalan acılarımı
Rüyalar hayal ediyorum, gözlerimi kapatıp.

Hüseyin Ütün

26 Mart 2016 Cumartesi

Aç Gözlerini ki, Gün Doğsun

Uyan ey gözleri mahmur olanım. 
Uyan ki güneş uyansın. 
Senin ruhunun diriliği ile 
bana diri geliyor günler. 
Sen uykudayken sanki karanlık
ve hep ölüm keder. 
Sen yoksan canım eğer,
nasıl söyle yaşamaya değer,
Açıl gözleri sevgilimin,
Açıl ki bitsin ölüm; başlasın yaşam.

Hüseyin Ütün-Yarım Yüzlü Adam

20 Mart 2016 Pazar

Sevginin Bilinmezliği

Sevgideki en büyük tuzak, kendi beşeriyetimizin sırrıdır. Bizler zihnimizdeki gerçekleri avama tavır olarak aksederken nasıl ki onlarca elekten geçirip, iyilik, güzellik ve dürüstlükle bulamaç edip sunuyor ve bunların gerçeklerimiz olmadığını biliyoruz ya; işte işler sevmeye gelince, aşk gün gelip çatınca, göz ardı ettiğimiz o yüzlerce elekten geçmiş sözlerimiz ve tavırlarımız aklımıza binlerce sorular bırakır ve o soru hep aynı yola çıkar; ya gerçekten sevmiyorsa. Bir insan sevmeden seviyorum demişse birgün, nefretlerini gizleyipte halka karışmak için yüzüne bir tebbessüm takındı ise işte o insan seviyorum diyene ‘bir daha söyle’ demezmi?

Hüseyin ütün - Kayıp Cennet

15 Mart 2016 Salı

Fecir vakti

Yeni Ay'ım, yeni Güneşim
Her sevgide değişen semalarım.

Ah yine fecir yine fecir,
Ne Ay'ım var nede Güneşim.

Hüseyin Ütün

Avcı

Avcılar, avladıkları hayvanda acıyı gözetmezler. Avlayan için bir hayvanın ruhu yoktur. Eğer olduğuna inansaydı; okunu indirir, kılıcını kınına sokardı. Fakat avlarken zevk duyduğu şeylerin bir ruhu olduğuna inanmak istemez avcı. O halde, bir şefkat gelirdi çünkü yüreğine. Ah insanoğlu; gözardı etmekte üstüne yoktur onun. Bir Ceylanın yaşam dairesi ormanlardır, derelerin kenarlarıdır. Ama onun yaşam mihmarı bir avcı için tuzakların diyarıdır.

Kayıp Cennet - Hüseyin Ütün

Dramlar...


Dramlar güzel manzaralardan daha çekicidir. Güzel bir çiçek ile ölmüş bir köpek yanyana durduğunda, ölümün o kesif bakışı kişiyi öylesine kendine çeker ki, o an dünya hep ölüm olur. Ruh, sahibini güzelin sarhoşluğundan manasının kıyımına bakmaya zorlar. Ölüme boyanan gözler ise bir süre renkleri içemez, gökyüzü hala mavidir ama gözler karanlık...

13 Ekim 2015 Salı

Ulu Meyve Ağacı (şiir)



Dallarında meyva olan ağaçların altında
Gövdesinde gölgelendiğim ulu çınarların dibinde bittim.
Bir ağaç özledim senin gibi
Hem gölge veren hemde meyve.

Şimdi o ulu ağaçtan koparılmıştım
Meyvesiydim oysa onun ben
Ve suyuydum onun can veren
Hatrıma geldi onun dibinde söylediğim şarkılar
Sanki ateş yakmaz gibi, sanki derinler boğmaz gibi
Sandırır dı beni o nameler

Topraklarımdan çıkarılmıştım ben
Dediler o topraklar senin değil
Ağaçlar dedim ben
Dediler kökleri toprağımıza bağlı
O halde ağacım dedim.
Onu sökmek toprağımızdan pahalı

Aç kalmak istemem ondan mahrumken
Boğazımdan geçmez meyve eğer onun dalından değilse
Hem Güneş beni dağların gölgesinde bile yakar artık
Gölge onun ki değilse

Ve git dedi sahibi;
Ormanlar dolu oğlum unutma; onun gibi ağaçlarla

Şimdi ormanda bir katilim
O sanmak için kafamda onun şekilleri
Dallar göğe bakmalı ve meyveler aşağıya
Olmasın ne bir eksik ne fazla

Dalları kırıp, gövdeleri kesip
o ulu meyva ağacını yaratmak istiyorum
ve elimde hain bir balta
Bağırıyor bana; bir ağaç yaratmak için
İşe yaramaz keskin bir balta

Tüm ormanı kan götürmüş gibi
Sen sevme diyorlar bütün canlılar
Bağırıyor bir engin meşe; Ey katil dur artık
Bizde ulu çınarlı meyve ağacı yok

Bir kuru ağacın altına çekilmiş ağlıyorum
Onu bulamıyorum, onu bulamıyorum,
Evet onun bir eşi benzeri yok!
Uyan seven kişi diyor sarmaşıklar
Ve bir şarkı tutturmuş tilki
Bütün orman katiline türkü okuyor şimdi
Senin ağacın cennette, senin ağacın cennette...

Hüseyin Ütün



30 Haziran 2015 Salı

Seginus Yayınları Yeni Yazarları Kitap Bastırmak İçin Cesaretlendiriyor

Yayınevleri nazı çekmek istemeyen, editörlerin kibir duvarlarının gölgesinde kalmak istemeyen amatör yazarlar artık kitap bastırmak için ödemeli yayıncılık yapan yayınevlerini seçiyorlar. Bende ilk eserimi bu şekilde yayınlamıştım ama gerçekten rezil derecede tatminsizlik yaşamıştım. İkinci eserim yakında çıkıyor ama paralı bir yayınevinden değil, büyük bir yayınevinden çıkıyor ve eserlerim için yayıncıların peşinden koşmam artık gerekmeyecek sanırım.
Fakat yetklilerini taanıdığım, ödemeli destekli kişisel yayıncılık yapan bir yayınevinden bahsetmek istiyorum. Kitap bastırmak isteyen amatör yazarlara ciddi bir yayın planı sunuyorlar. Bunun karşılığında para alıyorlar fakat gerçekten paranın hakkını veriyorlar. Yani diğerleri gibi yazarlarının parasını aldıktan sonra paçavra gibi atmıyorlar. Açıkcası benim de başıma geldi ve bu işlere neredeyse savaş açmayı bile düşündüm zamanında.

Seginus Usta Yazarlar Yayın Paketleri 


Seginus Yayınları bence  kitap yayınlamak istiyorum diyen amatör yazarların bundan sonra en çok başvurdukları yayınevi olacak. Çünkü işlerini iyi yapıyorlar ve yazarlara hak ettikleri değeri veriyorlar. Dağıtım ağları kuvvetli, yurtçapında dağıtım yapıyorlar. Bunları buraya yazma sebebime gelince; tanıyorum ve dürüstler. Yazarları ticaret malzemesi olarak değil sanatçı olarak destekliyorlar. Belki kim bilir, Cinius'u tahtından eder Segnus yayınları ve artık amatör yazarları yücelten gerçek bir ödemeli yayıncıya kavuşur bu gariban sanatçı öğütücü ülkem.

Kaynak; http://seginus.com.tr/


Translate

slider