Kayıtlar

Eylül, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Şaşkın Adamın Günlüğü -14.Bölüm

Resim
Öğlen yemeği teklifini somurtkanca selamlayarak ret etti. Ömer’in onu dışlamak istediğini düşünüyordu. Şimdi ise küçük bir çocuk gibi alıngandı. Ve bu sosyal ataklarını şimdilik duraklatmıştı! Akşama kadar sessizce, kimseye danışmadan, dokunmadan, sohbet etmeden mesaisini bitirmişti. Eve dönerken otobüste kendi ile delice uğraşıyordu. Her on saniyede,  yaş bir ağaç gibi bükülen belini ve omuzlarını dikleştiriyor, daha önce hiç farkında olmadığı bu durum için geçmişini sorguluyordu. Dik bir beli, neden eğer ki insan? Ah şu kör olası utangaçlık ve eziklik duygusu… saçlarını tarayıp jölelediği için, sakallarını düzelttiği için kendini halen yargılıyordu. Boşalan bir koltuğa susuz bir bedevi gibi atılmıştı. Yanında oturan genç ve yakışıklı delikanlıyı çaktırmadan izledi. Ne kadar mahmur bir duruşu vardı. gür ve sağa doğru taranmış siyah saçlarından tutunda incecik boynunun etrafından nazik bir ceviz dalı gibi süzülen uzun omuzlarına oturmuş parkanın ince bele bağlanmış kuşağının saçaklı …

ŞEREFLİ BEN

"ŞEREFLİ BEN"

Kim o densiz, kim ölmekten bahseden?
Sözleriniz çok ağır efendim, lütfen susun!
O itilmiş biz olamayız, bir nedenden dünyadan göçen.
Şerefli varlıklarız biz, yarattığı onun.
Ama bekle! Ya yaşlılığım! Dirhem dirhem soyulan narin etim,
Günden güne sönüyor gözümün feri.
Hep bir yanımdan akıyor övgüye doyamadığım gençliğim.
Evet, öyleyiz değil mi efendim? Ne bir melek, ne de bir peri.
Günü gelince kurtlar tarafından kemirilen,
İşe yaramaz, tiksinç, güzelliği artık dakika dakika soyulan bir beden
Gömerek ret ettiği insanlığın,
Ruhsuz, kokuşmuş bir et parçası ışıldatmadığı güneşin ve ayın.
Yaşıyor muyum peki şu an? Bu da ne böyle?
Bir tiksinçlik, bir koku var şimdi bende.
Koklama sağımı solumu geri dur,
Bu leş hiçte değil bedenimde.
Bir kalleşlik hali,
Bir kibirlilik,
Bir gaflet, kokusu leşten hallice!
Ölü daha iyi yaşayandan arınmış ise bu hislerinden kupkuru halinde bile.
Eğer dediğim müşkülpesent hal üzerimizde ise,
Kavgacı, düzenbaz, içten paz…

Kaos

Bir geceleyin geliverdi. Aslında elinde ekmek yoktu! Umurunda değildi karnımı doyurmak, gözünden düşen bir aç değil, sevgiydi. Aslına bakarsan karnım toktu! Hayallerimin kişisinden duyulmayan sözcükler, kulaklarımı tırmalıyordu. Bir güzellik karşımdaydı ve artık dokunulmuyordu! Dokunulmayan bir sevgi neye yarardı? Öyle deme! Aslında o daha sevgiliydi şu an. Dokunmanın alışkanlığı ve kolay elde edilebilirliği uzaklaştığında kalpten, bir his hasıl oluyormuş imkansızlıktan doğan. Tıpkı uçmak gibi bir şey... Kanatlandığında sen, süzülsen gökyüzüne, yükseğe ve yükseğe, uzaklaşırdın mülkünden. Ve yer özlemi duyardın. Toprağı koklamak isterdin. Hatta gidebilsen yıldızlara, o mülkün aşkıyla çatlardın da dayanamazdın bir dakika. Basma özlemi uçmaktan, uçma isteği basmaktan yüceliyordu.
Tüm heybeti ile kalbimi eziyordu adımlarken! Her adım sonsuzlukta devam eden tokat, o hınçlı bakış yarası kanayan yarasız adam. Bir ordu hücum ediyor boğazıma, hedefi kalp olan. bir şey takılıyor orda bir histen…

Nefes 12. Bölüm

Resim
Odasının kapısını açıp hemen telefona doğru yöneldi. Numarayı çevirip heyecanla telefonun cevaplanacağı anı beklemeye koyuldu. Telefonu açan kocası idi. Ona olanları ve hastasının ne denli sona yaklaştığını anlatmaya başladı. Oğlunu uyandırmasını istedi. Onunla derhal ne olursa olsun şu an konuşmak istediğini belirtti. Ergenlik çağlarındaki evladının sesini gece yarısı duyduğu için mutluydu. İçeride yatan bitkin adam kendi kanından olmadığı içinde mutluydu. Artık ciddi bir uykuya ihtiyacı olduğunu kararmaya başlayan gözlerinden hissedip, usulca uzandı çarşafına, kötü şeyler düşünmemeye çalışıyordu. Gece yarısı hiç bir ses duymamıştı. Hasta adam, inlememişti, çığlık atmamıştı. Bu iyiye işaretti, çünkü hasta ya iyi bir gece geçirmişti ya da geceleyin sessizce acılarından sıyrılıp, ölüme el vermişti. Kadın bu insafsız düşüncesi yüzünden kendinden oldukça utandı ve içinden dua etmeye başladı. “Allah’ım lütfen ölmesin iyileşsin bu gariban, Allah’ım lütfen ölmesin iyileşsin bu yavrucak ” diy…

"Kartiezin" Kısa Hikayeler

Resim
Selamlar,
7 Eylül tarihli çekilişi 5 Eylül'de yaparak bu işlerde ne kadar şaşkın ve deneyimsiz olduğumu kanıtlamış oldum! Öte yandan sizde bilirsiniz ki; yazmak işin yarısıdır, okutmak ise diğer yarısı. Yazdıklarınızı okutamadıktan sonra bence yazmanın bir değeri yoktur. Bazı marjinal kişilikler benim bu söylemimi oldukça basit bulurlar. Geçenlerde bir davette marjinal diyebileceğim yazar kişilik, benim bu sözümü oldukça yavan bulup beni eleştirmişti. Onun için sadece kendi yazılarından kendisinin tatmin olması yeterliydi ve beni popülist düşünceler içinde olduğum için suçluyordu.
Ona ne kadar yazı biriktirdiğini sorduğumda ise aldığım cevap bir yazar kişi için intihar niteliğindeydi? "Beş senedir tek kelime yazmadım." Tabii ki yazmassın, çünkü eleştirilerle beslenmemişsin" dedim bende ona. Yine de beni haksız bulmaya devam etti dostlar.
İşin özü, blog şu an daha kalabalık ve bende daha sosyalim ve yazı maratonuna yeniden başlıyorum. Bugün size pekde geçmişe dayanma…